haselt Yeni Üye

Kayyt Tarihi: 05-Haziran-2005 Ülke: Belçika
Aktif Durum: Pasif Gönderilenler: 18
|
| Gönderen: 18-Kasım-2006 Saat 07:12 | Kayytly IP
|
|
|
Şerefli Gözeticiler Var ya!
Kainatta olduğu gibi yeryüzünde de bir başıboşluk yoktur, yani
insanlar kendi hallerinde terk edilmiş değillerdir. Allah Teâlâ bu
gerçeği şöyle beyan ediyor:
'Her insanın üzerinde muhakkak bir murakabe edici vardır.' Tarık: 4
Hiçbir kul yoktur ki onun başında onu koruyan, onun yaptıklarını
tek tek kaydeden, tespit eden, bir melek olmasın. İnsan bir tek saniye
bile başı bos değildir. Sürekli kontrol altındadır. Sadece insan değil,
büyük küçük tüm varlıklar Allah’ın murâkabesi, koruması ve lütfü
sayesinde hayatlarını sürdürmektedirler.
“Muhakkak ki üzerinizde koruyucu melekler vardır. Şerefli yazıcılar her yaptığınızı bilmektedirler.” Infitâr: 10-12
Bu ayetler, herkes için çok büyük ve dehşet verici bir uyarıyı
taşımaktadır. Bu gerçeği idrak eden kimse, hiç kimsenin görmediği bir
yerde dahi olsa, yaptığı şeylerin sürekli gözetildiğinin ve gelecekte
mükâfatlandırılmak veya cezalandırılmak için bütün işlerinin
kaydedildiğinin bilincinde olarak hareket edecektir.
Yeryüzünde yaşadığımız sürece işlediğimiz tüm amelleri tespit
etsinler, bizleri görüp gözetsinler, amellerimizi yazıp muhafaza
etsinler ve korusunlar diye, Allah meleklerini göndermektedir. Ra’d
sûresinde de bu konu şöyle anlatılır:
“Onların her birinin önünden ve arkasından izleyen melekler vardır. Onu Allah’ın emriyle korurlar.” Ra’d:11
İnsana gelebilecek kötülüklerden muhafaza ederler. Bir de Kirâmen
Kâtibîn melekleri vardır. İnsan yaşadığı sürece ne yapmışsa, ne
söylemişse, ne yapmayı ve ne söylemeyi niyet edip içinden geçirmişse
tamamını yazıp kaydetmekle görevli meleklerdir.
“İnsan hiç bir söz söylemez ki yanı başında onu zapteden bir melek bulunmasın.” Infitâr’sur: 18
İşte bütün bunlar Allah’ın bizim üzerimizde hâkimiyetini, Kahhâr
oluşunu, kendi halimize bırakmayıp sürekli bizimle diyalog halinde
oluşunu, hayatımıza karıştığını ve her anımızı kontrol ettiğini
gösterir. Hiç kimse bir tek saniye bile kendi başına değildir.
Allah bizi muhatap kabul ediyor ve vahyini gönderiyor. Bundan daha büyük bir şeref olur mu?
Bizi bizdeki âyetleri üzerinde düşünmeye çağıran Rabbimizin şu ilâhi emrine kulak verelim:
“Öyleyse insan neden yaratıldığına bir baksın. O, erkek ve kadının
beli ile göğüsleri arasında atıla gelen bir sudan yaratılmıştır.”
Tarık: 5
Allah, insanı atılan bir damla kandan yaratmıştır. İnsanın aslı
budur. Bu su, sulb ve teraib arasından çıkmaktadır. Sulb, bel kemiği,
teraib de kaburga kemiğidir. Erkeğin ve kadının suları buradan
gelmektedir. İnsanın yaratıldığı bu maddeye işaret buyrulmuştur. Allah
karşısında bilgi iddiasında bulunanlar, Allah karşısında güç iddiasında
bulunarak Allah’a kafa tutmaya kalkışanlar, Rablerinin kitabına karşı
kayıtsız kalanlar şu gerçekleri hiçbir zaman unutmamalıdır.
Seni böyle bir damla sudan yaratan, seni adam edeni inkâr mı
ediyorsun? Kendi kendini yarattığını, kendi kendini adam ettiğini mi
zannediyorsun? Babanın sulbünden ana rahmine düştüğün, atıldığın zamanı
bir hatırlasana. Adam olacak hiçbir tarafın yoktu. Gücün, kuvvetin,
bilgin, görüşün yoktu. Elin, ayağın, çevren, fırsatın, imkânın yoktu.
Evin, barkın, paran, pulun, bağın, bahçen yoktu. Hiçbir şeyin yoktu. Şu
anda sen adamsan ve bütün bu imkânlara sahipsen unutma ki bütün bunları
sana Allah verdi ve seni adam eden de Allah’tır.
Nasıl oluyor da “Ölümden sonra bir daha dirilme olmamalıdır,
hesap-kitap olmamalıdır” diyerek Allah’a akıl vermeye, Allah’a yol
göstermeye ve O’na ortaklık iddia etmeye kalkışıyorsun? Bunu nasıl
yapabiliyorsun? Allah’ın yoktan var ettiği, Allah’ın ana rahme atılan
bir damla kandan çıkarıp adam ettiği bir varlık olarak nasıl ona isyan
edebiliyorsun? Kendini bir şey mi zannediyorsun? Sen ki basit bir varlıktın, hiçbir şey bilmiyordun, akılsız,
idraksiz elsiz ayaksız bir damla su idin! Ana rahmine atılmış bir damla
kan. Bu durumdayken seni orada koruyan, seni yaratan, sana seni
tanıtan, sana çevreni tanıtan, sana şuur ve bilgi veren, sana Allah’ı
tanıma imkânı veren, seni adam eden Rabbini nasıl unutuyorsun? Onun
kitabına karşı nasıl ilgisiz kalabiliyorsun? Düşünsene, Bir damla basit
kan parçasının gücü, değeri ne olabilir ki? Dünyaya geldiğin günü bir düşün.Yalnızdın,gücün, kuvvetin, paran,
pulun, bilgin, çevren, kredin, makamın, hiçbir şeyin yoktu. Âciz,
güçsüz, kuvvetsiz bir bebek olarak dünyaya gelmiştin. Bütün bu
imkânları sana veren Rabbini unuttun da, O’na karşı kalkıştın.
Zannettin ki bütün bunları kendin kazandın? Zannettin ki hayatın sahibi
sensin.
Şu kendini bir şey zannedip Rab-bine, Rabbinin âyetlerine karşı mücâdeleye girişen insan yok mu?
Bilmiyor mu ki,
Bir damla meniden meydana geldi. Ananın ve babanın malum yerlerinden çıkan bir damla nutfeden?
Ne çabuk unutuyor bu insan? Nasıl unutuyor da kendisini bir şey zannedip Rab-bine kafa tutmaya kalkışıyor? Neyine güveniyor?
Öldükten sonra tekrar dirilmeyi ve sonrasındaki olayları kabul
etmeyen veya bu konuda şüphesi bulunan kimselere bu işte şek ve şüpheye
yer olmadığı, ahiret hayatının kesin ve mutlak bir gerçek olduğu, göğe
ve yere yemin edilerek bildirilmektedir. 'Andolsun o dönüş yeri olan
göğe ve yarılan yere ki, muhakkak o kesin bir hükümdür. O bir eğlence
değildir' Tarık: 11-14
Dönüşümlü olan semâya ve çatlayıp yarılan yere yemin olsun ki! Eken semâya ve bitiren arza yemin olsun ki! ...
Rac, dönüşümlü semâ demektir. Yerdeki sular buharlaşıp gökyüzüne
taşınır, sonra yine yeryüzüne döner. Böyle dönüşümlü semâya yemin
ediliyor. Gökyüzüne de, arza da bu görevi veren Allah’tır. Her ikisinin
de boynundaki kulluk ipinin ucu Allah’ın elindedir. Her ikisini de
bizim hizmetimize sunan Allah’tır. O Allah ki, gökten yere gireni,
semâdan yere ineni, ondan semâya çıkanı bilen ve takdir edendir.
Semâdan ineni, semâya çıkanı, arza bakanı, semâya nazar edeni, hepsini
bilendir. Öyle bilir ki Allah, toprak altındaki her bir taneyi, her bir
yaprağı, her bir fidanı, yeryüzüne düşen her bir damla yağmuru,
gökyüzüne yükselen her bir gram bulutu, buharı hepsini bilmektedir.
Hepsi de Allah’ın bilgisi altındadır. Hayatın da, ölümün de sahibi
Allah’tır. Herkes yardımcısız ve yalnız olarak Allah’ın huzuruna
gidecektir. Melikler, hükümdarlar, krallar, hacılar, hocalar ve herkes.
Hepsi de çaresiz Allah’ın kendilerine vereceği hükme razı olacaklardır.
‘’ Her Can ölümü tadacaktır’’ Rabbimizin Kitabına ve elçisinin sünnetine müracaat ederek yaşıyalım. |
| |
Ali Kılıç Kakiz |
|