| |
Kendisini bir çok çalışmasından tanıdığımız İTÜ-TMDK öğretim görevlilerinden Mehmet Bitmez’in düzenlediği “III. Selim’den Tanburi Cemil Bey’e Saz Musikisi” isimli konseri izlemek ve de değerlendirmek için CRR konser salonundayız. Aylardan Ekim, günlerden Pazartesi, saat 21.00’i gösterirken tıklım tıklım bir salon… Görünenler az sayıda, görünmeyenler bir hayli fazla. Protokolde III. Selim, Tanburi Cemil Bey, Neyzen Salih Dede, Numan Ağa, Zeki Mehmet Ağa, Tanburi Büyük Osman Bey, diğer boş sandığımız koltuklarda da tanımadığım bir çok kimsenin kalbi oturuyor. “Mehmetçiğim gelmeyi çok isterdim, ne yazık ki önceden verilmiş bir sözüm var ama kalbim seninle” diyenlerin kalpleri bu kalpler ve hep birlikte oturmuş konserin başlamasını bekliyoruz. İşte konser başladı. İstanbul Sazkâr Topluluğu ve Mehmet Emin Bitmez sahnedeler… Sazendeler alkışlar arsında yerlerine oturuyorlar. Önce bir akord faslı geçiliyor. Konserin en güzel kısmı bu, laf aramızda (!) Medyanın gören gözleri yok ortalıkta. Mehmet Emin Bitmez, Suzidilara taksim yapıyor uduyla, arkasından III. Selim’in Suzidilara peşrevi ile sazlar bir seyir hali başlatıyor zamandan içeru. Muhayyilemde III. Selim canlanıyor, saz meclisindeki sazlar ve şairler alemine doğru sürükleniyoruz adeta. Aaa bu saz terkibinde bir şey eksik. Bir tane olsun vurmalı saz yok. Gerçi diğer sazlar da hoş ikişer üçer tane değiller zaten, ama vurmalı saz hiç yok. Neden yok? Bu soruyu kendisine sormak istiyorum ya da bilen birisine. Hemen arkamda İTÜ Temel Bilimler Bölüm Başkanı Nermin Kaygusuz oturuyor. Belki ona sorabilirim. Ama daha sonra…
Suzidilara yolculuğumuz sona erdiğinde sazendelerimizin yüzlerinden mutmain oldukları okunuyor. Doğrusu ben de mutmaindim bu yolculuktan. Seyir defterinde yeni bir yaprak açılıyor, Neyzen Salih Dede’nin Uşşak Saz Semaisi ile birlikte. Uşşak Makamı, ilahi duyguların makamıdır derler. Saba kadar, Segah kadar, Bestenigar ya da Çargah ya da Dügah kadar koyu bir tarif yeteneği, olanağı demek daha doğru olur, yoksa da gerçekten ilahi duyguları tarife yatkın bir makam hissini ve izlenimini ben de alıyorum. Eser ustalıkla icra ediliyor. Sazların teslim hanesinde birbirleriyle söyleşi şeklindeki icraları esere hareket kazandırmış ve son (4.) haneye gelindiğinde viyolonsel’in spikatolarını duydukça içimde hep neden bir kudüm yok ki sorusuyla birlikte ritm duygusu uyanıyor. İki eserden sonra yine o en sevilen tınıları duyuyoruz, akord faslını, sazlar kendi aralarındaki ses uyumunu sağlamaya çalışıyorlar. Arkasından gelen III. ciddi eser oyunumuzu bozuyor. Ama evvela Bir ud taksimi dinliyoruz; Ud’da Mehmet Emin Bitmez. Sahnede mor bir ışık dolanıyor, alışkanlıktan mıdır nedir? Mehmet Emin Bitmez taksim esnasında çok arınmış görünüyor gözüme. Katersizm denilen olayı mı izliyorum acaba o an. Belki de…Ama bu anlık bir şey olmamalı, yanıp sönen bir şey olmamalı, arınmak dediğimiz şey hep olmalı, daima ve daimi olmalı… Fotoğraf çekmek geliyor aklıma ama sonra programdaki “Lütfen konser esnasında flaşlı veya flaşsız fotograf çekmeyiniz” uyarısını hatırlıyor ve vazgeçiyorum bu isteğimden. İlk bakışta hoş gibi görünmeyen bu uyarıyı haklı bulmadığımı söyleyemem. Çok haklı buluyorum. Artı bir de güzel bir uygulama olduğunu söyleyebilirim. Üstelik geçen yıl bu uyarıyı ilk gördüğümde ne kadar kızdığımı da itiraf ediyorum. Biz fotoğraf çekerken hostes kızların gelip “fotoğraf çekmek yasak” diye uyarıda bulunmalarını yadırgamıştım. Bu yeni uygulama biraz ters gelmişti açıkçası. Tamam, flaşlı çekimler sanatçının dikkatini dağıtabilir gerekçesiyle yasaklanabilir ama flaşsız çekimlere niçin müsaade edilmediğini ise hâlâ anlamış değilim doğrusu. Neyse konserimize geri dönelim. Konser bir onlardan bir bizden şeklinde ilerliyor. Önce biz alkışlıyoruz, sonra onlar çalıyorlar, sonra biz yine alkışlıyoruz, onlar bizi dinliyorlar, sonra onlar çalıyor, biz dinliyoruz, sonra yine sıra bize geliyor ve alkışlıyoruz.
Mehmet Emin Bitmez bir ara saz arkadaşlarını tanıtırken onların bugün burada sahne alıyor olmalarının Türkiye’nin İlk Türk Müziği Konservatuarı olan İTÜ Türk Müziği Devlet Konservatuarı’na bir vefa borcu olduğunu söylüyor. Neden, çünkü sahnedeki icracıların hepsi o okulun mezunları. Mehmet Emin Bitmez’in bu sözleri bizleri duygulandırıyor birazcık. Mor ışık sahnede dolanmaya devam ediyor. O an sahnede olmak nasıl bir duygu bilmiyorum ama Mehmet Emin Bitmez, Ferahnak makamında seyrederken bir tv dizisi izliyor hissine kapılıyorum. Mehmet Emin Bitmez ud’u ud gibi çalmıyor. Ud gövdesinden farklı bir tını yükseliyor. Kendisi de ud’u tanbur gibi çaldığını söylemişti geçtiğimiz yıl Tanburi Cemil Bey için düzenlediği programda. Ama ben cümbüşe daha çok benzettim, perdesiz gitara benzettim. Gelelim kemençeye. Kemençe’den pesendide makamında bir taksim dinliyoruz ki araya garip sesler karışıyor, anlıyoruz ki protokolde oturan bir hanımın cep telefonundan yükseliyor bu ses, kemençeyle birlikte hiç güzel olmuyor. O nedenle o da telefonunu kapatıyor(!) Sondan bir önceki eser Ferahfeza saz semai Savaş Özkök’ün kanun taksimi ile başlıyor. Bu taksimi dinlemeliydiniz. Alkışı hak eden bir taksimdi ama hemen arkasından esere geçileceği için bu yapılmadı.. Onu dinlerken bir kanun virtiözünü keşfediyor olmanın heyecanını duydum. Şu ülkede kanunu konuşturan insanlar varsa eğer onlardan birisi de Savaş Özkök’tür. Tebrikler Savaş… Bir de artık şu notu düşmeden geçemeyeceğim. Türk Müziği için viyolonsel devri kapanmalı, onun yerine biçim ve ses olarak Türk Müziğine daha uygun olan bas kemençeler sahnede yer almalılar… Arel boşuna mı hazırladı bu beşlemeyi?! Sanki viyolonsel kullanınca çok mu gelişmiş görünüyoruz?! Aksine çok özentili ve kompleksli duruyoruz. Viyolonsel çalanlar aç mı kalacaklar, tabi ki kalmazlar. Bas kemençe çalmayı öğrensinler. Söylenecek daha çok söz var ancak sizi sıkmak istemiyorum.
Not: Konserle ilgili Mehmet Emin Bitmez’in kendi görüşlerini CRR’nin konser öncesi dağıttığı programlardan veya CRR’nin aylık müzik dergisinden öğrenebilirsiniz.
|
|
|