Forum  |  Anasayfa  |  Sayı: 349   Yıl: 6  |   6  Eylül  2010 ,  Ptesi
   
    Konuklarımızın Yazıları | Konuk yazarımız olur musunuz?
Hayat Gibi
Emek Durmuş

Pozi-tika
Korkut Eser

Çalakalem
Kubat Ipek

Dünyanın Gözü
Ahmet Önerbay

Siz Ne Düşünürsünüz?
Banu Gülveren

Bilişim Rüzgarı
Fatih Yılmaz

Yarının Teknolojisi
Mehran Mahouti

Ayna
Nurten Karaca

Daldan Dala
Zeren Çelebi

Sağlıklı Günler
Dr. Melda Erban

Bir nefes sıhhat
Dr. Zeynep Harika

Ufkun Ötesi
Metin Şahin

Ne Var Ne Yok
Elif Gun

Spor Yorum
Hakan Alp

Kültür Pınarı
Nurdan Tanrıkulu

Yaşamın İlkesi
Murat Aydoğan

Güzin'in Günlüğü
Güzin Osmancık

Parakonomi
Mine Erbek

Röportajlar
Röportajlar

Seyyah
Gülay Ozan

Kitap Tanıtım
Kitap Tanıtım

gülümse
Gülden Burus

Güvenlik
Lütfi Tümtürk

Tarihte Bugün
Tarihte Bugün

spor
Evren

denizliajans.com
Korkut Eser Pozi-tika  
Hazım Sorunları, Laiklik ve Çete Gündemi  
 

 Laiklik, ne (bazı dindar kesimlerin düşündüğü gibi) bir öcüdür ve ne de (yine bazı ulusalcı-sol kesimlerin gördüğü gibi) ilkeler üstü, zamanın dışından biz geri kalmış zavallılara ışığını gönderen bir kutsallıktır.

Dini, akıl ve bilim adına toplumsal-siyasal alandan dışlayan modernite taraftarlarının modern kavramlara dinsel değer atfetmeleri kendi ironileridir. Ancak bu; bir çıkmaz sokaktır.

Laiklik, sanıldığı gibi üzerinde uzlaşılması zor bir kavram değildir. İki temel yönü vardır kavramın:

Birincisi, devlet idaresinin ve bu idarenin yansıması olan kurumların bütün inanç ya da inançsızlıklara karşı eşit mesafede olması, hiçbirini kayırmaması ve dahi hiçbirini dışlamamasıdır. Bu temel ilkenin istisnası şiddet söylemine sahip veya diğer inançları yok sayıp öteleyen ayrımcı örgütlenmelerde kendini gösteriyor.

İkincisi, devlet idaresinin; kısaca yasama, yürütme ve yargının evrensel hukuk ilkeleri ile birlikte, ulusal parlamentonun çıkaracağı yasalar çerçevesinde faaliyet göstermesi, bir diğer deyişle hukuk düzeninin dinsel ya da töresel değerlere dayanmamasıdır. Şu halde laikliği “Hukuk Devleti” ilkesinden ayırmak mümkün değildir. Haddizatında ikisi birbirinin teminatıdır da…

Laikliğin birinci anlamı din ve inanç özgürlüğünü ve dahi ifade özgürlüğünü geniş bir şekilde içine alır. Devlet idaresine (şiddeti ya da belli görüşü diğerlerine dikte etmeyi amaç edinen örgütlenmeler dışındakileri) sayıları ne olursa olsun, hangi marjinalliğin sahibi olurlarsa olsunlar hepsinin var olma ve kendini ifade etme özgürlüğünü korumak sorumluluğunu yükler.

Çetelerle ne ilgisi var bu laikliğin diyeceksiniz?

Meselenin özüne inersek hukuk düzeniyle birlikte zamanımıza ve ülkemizin bugününe ışık tutan çok yakın bir ilişkiyi kolaylıklar kavrayabiliriz.

Bir toplum ve onun siyasal alanı ve yarınları için mutlak doğru, iyi ve güzeli veren belli bir reçete ve tek doğru yoktur. İnsanlık bunu birkaç yüzyıl önce keşfettiği için Voltaire, “Düşüncelerinize katılmıyorum ama bunları ifade etme hakkınızı hayatım boyunca savunacağım.” demişti. Bir muskayı ele alalım. Ben muska takmayabilirim, ihtiyaç hissetmediğim için veya başka milyonlarca sebepten biri gereği yahut sebepsiz. Ancak muska takan bir insanı aydınlık Türkiye’nin karanlık yüzü olarak ilan edersem laiklikten bir gram nasiplenememişim demektir. Bu, inançlı yahut inançsız ve hatta mütedeyyin insanlar arasında bile bin bir farklı şekilde algılanabilen bir ritüeldir. Dininde diyanetinde bir insan bile muskayı kendisi için bir sapkınlık olarak görebilir ve sonuç olarak takmaz da. Sol görüşlü yahut materyalist bir insan da yine mütedeyyin bir insan gibi muskayı farklı bir hissiyatla da olsa kendi zihninde mahkum edebilir. Kimseye muska takmasını dikte eden bir kurum, kişi veya grup olmadığına göre susmak ile susmamak hazımla ilgili bir konudur

Hazım sorunları taşıyorsanız, kendi doğrularınızı toplum ve diğer insanlar için de mutlak doğrular olarak görüyorsunuz demektir. Buradan totalitarizmin izlerini bulup çıkarabilirsiniz. Ve sonuç olarak kolaylıkla çetelere uzanabilirsiniz.

Biz siviller olarak silahlanmıyorsak, güvenliğimizi ve adil bir dünyada yaşama hakkımızı devlete şu veya bu şekilde devrettiğimiz içindir. Devlet de bize laiklik ve hukuk devletinin gerekleriyle, özet olarak Anayasa ile bağlı demektir. Asker, polis ve istihbarat teşkilatı; yasaların silah taşımasına izin verdikleri kişiler çok hassas bir noktada dururlar.

Bu hassas noktaya dikkat çekmek istiyorum. Önemli olan silah değil, o silahı yasalar çerçevesinde ve laikliği de hazmetmiş olarak taşımak. Önemli olan bu! Emniyet içinde derin çetelerden, çeteleşen subaylardan söz ediliyor. Emniyeti tesis etmeleri için kendisine güvenilen kurumlarda kişiler gerçekten bu zihniyetle haddi aşıyorsa epeyce hazım sorunları var demektir

Kendi doğrularını demokrasinin temel ilkeleri ve yasalar dışında yürütmek için yemin eden emekli subaylardan söz ediyorum. Laikliği ve ülkeyi, gizli bir tarikat gibi toplanarak, silahları üzerine yemin ederek koruyacaklarını söyleyenlerden bahsediyorum. Bunun adı vatan sevgisi mi?

Kimin vatanını kime karşı seviyorsunuz? Ve kimden koruyorsunuz? Bırakın kalsın Allah aşkına! Eğer bir vatan hainliği varsa, o da Türk Silahlı Kuvvetlerinin ve Emniyetin saygınlığına bu şekilde gölge düşüren derin-militer çetelerde ondan bol miktarda mevcuttur.

Ölüm listeleri yapan çetelerden söz ediyoruz. Bunlar nasıl adamlar?

İlim, bilim, fen, felsefe, sanat, estetik, tarih, insan vs. adına ne varsa hepsini yalamış yutmuş insanlar bunlar. Her şeyi görmüşler, okumuşlar, bilmişler… Birer derya ve allameyi cihan olmuşlar. Apaydınlık olmuşlar yani. Dolayısıyla kendi doğrularının yegane doğru olduğundan hiç şüpheleri yok. O halde iş bitmiş; sıra temizliğe gelmiş. Yalnız o engin fikirlerini anlatarak bizleri de aydınlatmak yerine neden silaha sarıldıklarını ve bunun aydınlanmış olmakla nerede kesiştiğini anlayamadım ben.

Kafanızın içindeki şey için liste işi insan öldürmeye yemin ediyorsanız ötelediğiniz Hizbullah’tan ne farkınız var beyler? Akıldan, bilimden, hukuktan, laiklikten, özgürlükten, insan sevgisinden, empatiden ve her türlü olumlu şeyden çoktan kopmuş durumdasınız. Benim bugün silahlanmamamın sebebi yasalara bağlılığım ve devletin bunun gereğini yerine getireceğine olan inancımdır. Aksi halde bir birey olarak kendi güvenliğimi temin etmem insanlığımın bir gereğidir. Ne Anayasa’da ne başka yerde yazmasına da gerek yok. Bu, nihayetinde bir içgüdü meselesidir.

Şu halde sizler, su-istimalcilersiniz. Eline kuzu teslim edilmeyecek kurtlarsınız. Çözülmesi ve diskalifiye edilmesi gereken muzır bir yapısınız.

Ümit ediyorum ki; milletimiz artık uyanmış olsun. Ve böyle çetelere prim vermesin. Bunları milliyetçi-vatanperver gruplar olarak yüceltmesin.

Ümit ediyorum ki; milletin ve ulusun altını bu suistimalcilerin oyduğunu artık görmüş olalım.

 

Korkut Eser

14-02-2007

 

 

 
 
 
 1  2  3  4  5  6  7  8  9  10
Oy: Average visitor rating of 10 out of 10Average visitor rating of 10 out of 10Average visitor rating of 10 out of 10Average visitor rating of 10 out of 10Average visitor rating of 10 out of 10Average visitor rating of 10 out of 10Average visitor rating of 10 out of 10Average visitor rating of 10 out of 10Average visitor rating of 10 out of 10Average visitor rating of 10 out of 1010

 
  Bu yazı için henüz yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak istiyorsanız lütfen buraya tıklayın
     
 
 
Hazım Sorunları, Laiklik ve Çete Gündemi
Din-Rejim Hattı 2
Din - Rejim Hattı 1
Çıkarın Kurtları Vadi’den
Telvin
2005’e İki Dipnot; Burhan Öçal-Ferhat Gö
Kalan ile Kalamayan -II-
Kalan ile Kalamayan -I-
Erkan Oğur Nereye?..
NeyZEN
 
    Yazarımızın bütün yazılarının listesini görmek için buraya tıklayınız.
 
     
 
başa dön 2004 - 2010  
ARAMA.CC